Dünyanın Görmüş Olduğu 5 Kitlesel Yok Oluş

Her felaket geçirdiğinde dünyamızda birçok canlı yok olmuştur. Bu yazımızda sizlere 5 kitlesel yok oluş ile ilgili bilgiler vereceğiz.

Dünya insanoğlunun doğduğu ve büyüdüğü bir yerdir. Gerek Güneş’e olan mesafesiyle, gerekse barındırmış olduğu yaşam kaynaklarıyla bildiğimiz tek yaşam yeri burasıdır. Akıllı insanı da, akıllı insanın yaşamını da üzerinde barındıran bu gezegen, bizim üzerinde yürümeye başladığımız andan günümüze kadar hep bizi beslemektedir ve barındırmaktadır. Lakin mavi gezegenimiz geçmişte günümüzdeki kadar büyük felaketler geçirmiştir.

Dünyamızın Geçmişi

Jeologların elde ettiği zirkon kristalleri üzerinde yapılan radyometrik yaş tarihi ölçümlerine göre gezegenimiz 4.5 milyar yaşındadır. Bu zaman zarfında dünyamızda çok şey değişmiştir. Örneğin yaşam dediğimiz biyokimyasal olgu, 4 milyar yıl önce koaservat adı verilen bakteri benzeri varlıklarla başlamıştır.

Daha sonra bu koaservetler, bugünküne kadar benzer olan tek hücreli organizmalara ve nihayetinde bakteriler evrimleşmiştir. Düşük oksijen düzeyleri, bakterilerin belirli boyutların üzerine çıkabilmesi ve koloniler kurmasına genel olarak engel olmuştur.

Daha sonralarında fotosentez yapabilen canlılar ortaya çıkmıştır. Fotosentez yapabilen siyonabakterilerin ortaya çıkmasında sonra, atmosferdeki oksijen düzeyleri kıyaslanmayacak miktarda artmış ve bu bol oksijen, canlılarda çok hücreliliğin evrimleşebilmesini sağlamıştır.

Çok hücreliliğin evrimi, yüz milyonlarca yıllık bir süreçten geçerek günümüz temellerini atmıştır. Bu temeller, çok meşhur olan 450 milyon yıl önce yaşanan bir dönemde hızlanmıştır. Kambriyen Patlaması dönemi. Bu patlama aslında o kadar da kötü değildir. Bu patlama canlılık için son derece yararlı bir patlamadır.

Bu patlama sonucunda bol oksijen ve giderek kısıtlanan habitatların doğurmuş olduğu evrim baskısı sayesinde, kısa sürede hızlı ve saçık bir türleşme meydana gelmiştir. Ve en son günümüzdeki canlılara kadar uzanmış ve tıpkı eskiden de devam ettiği gibi evrim günümüzde de yoluna kaldığı yerden devam etmiştir.

Ancak şunu belirtmek gerekir dünyamızda yaşanan patlamalar her zaman Kambriyen Dönemi’nin başındaki gibi olumlu patlamalar olmamış, olumlu sonuçlar doğurmamıştır. Kambriyen patlaması sayısız yeni canlının meydana gelmesine olanak sağlarken, Kambriyen Patlamasından sonra meydana gelen 5 büyük patlama (bazı kaynaklar patlama sayısını 6 olarak belirtmiştir) kitlesel yok oluşlara sebep olmuştur.

Bu patlamaların yaratmış olduğu kitlesel yok oluşlar kimi zaman sadece bir türü yok ederken, kimi zamanda canlıların çoğunu, hatta kimi zamanda canlıların tamamına yakınını yok etmiştir. Bu süreç zarfında yaşam yok olmanın eşiğine gelmiş olsa da her seferinde tutunmayı başarmış ve yaşam yok olmamıştır. Her seferinde yaşam “küllerinden doğmuştur” demek pek yanlış olmaz.

Dünya’nın tarihi jeolojik olarak beş devir, üç zaman ve on iki döneme ayrılmaktadır. Yapılan bu ayrımlar içerisindeki on iki dönem içerisinde yer alan beş dönemde büyük felaketler yaşanmıştır. İşte o büyük yok oluşlar.

Ordovisyen Yok Oluşu (445 Milyon Yıl Önce)

İlk kitlesel yok oluş bundan tam 445 milyon yıl önce gerçekleşmiştir. Bu kitlesel yok oluş, Ordovisyen Dönemi yok etmiş ve Silüryen Dönemi başlatmıştır. Ordovisyen yok oluşun yaratmış olduğu kitlesel yok oluş ile birlikte canlılık çeşidinin yarısından fazlası yok olmuştur. Kambriyen Patlaması’ndan sonra gelişen ve yaklaşık olarak 100 milyon yıl çeşitlenen cinslerin %57’si (ki bu da cinslerin %75’ine tekabül etmektedir) haritadan silinmiştir. Bu kitlesel yok oluş kayıtlara geçmiş en büyük üçüncü yok oluştur.

Ordovisyen Dönem Nedir?

Ordovisyen Dönem, Paleozoik Zaman’ın ikinci alt bölümü olan bir jeolojik zaman dilimidir. Günümüzden 495 milyon yıl önce başlamış ve günümüzden 475 milyon yıl önce son bulmuştur. Kambriyen Dönem’de büyük çoğunluğu Güney Yarım Küre’de toplanmış olan kıtalar, Ordovisyen Dönemde iki farklı yöne hareket etmişlerdir. Bu kıtalar arasında en büyük olan Gondwanaland adlı kıta güney kutbuna doğru çekilmiştir. Bu kıta haricinde üç kıta kuzeye doğru çekilmiştir. Ekvator bölgesine ilerleyerek de birbirlerine yakınlaşmışlardır. Dönem boyunca deniz seviyesinin defalarca yükselip alçalmasıyla bu kıtalar sıklıkla denizlerin baskısına uğramışlardır.

Ordovisyen Dönem
Kaynak: Wikipedia

Tüm dönem boyunca ılıman bir iklimle birlikte bol yağışlar da gözlemlenmiştir. Bu dönemde geniş alanlarda sığ denizler bulunmaktadır. Yaratılan bütün bu koşullar, türlerin farklı çevresel koşullara farklı uyum sağlamasına olanak sağlamıştır. Böylece pek çok alt tür ortaya çıkmış ve yeni gelişmeler meydana gelmiştir.

Uyumsal açılım olarak tanımlanan bu tür çeşitlenmesinin en belirgin olduğu dönem, Ordovisyen Dönem’dir. Deniz omurgasızlarında ve tek hücreli canlılarda veya plankton türü canlılarda görülen büyük çeşitlenme Ordovisyen Uyumsal Açılım olarak bilinmektedir.

Bu dönemde yepyeni canlı türleri de ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan canlı türlerinden bazıları şunlardır: midye, yosun hayvancıkları, mercan deri dikenlerden deniz laleleri, deniz kestaneleri ve deniz yılanları’dır. Bu dönemde tek hücreli ve plankton türü küçük canlı türlerinin okyanuslara hızlı yayılması sonucunda deniz suyunu süzerek beslenme tarzı da keşfedilmiştir. Ayrıca sığ denizlerde de resifler ortaya çıkmaya başlamıştır.

Üç Loblular

En parlak dönemlerini Kambriyen Dönemin’de yaşayan üç loblular, Kambriyen yok oluşundan oldukça fazla etkilenmişlerdir. Ancak belirtmek gerekir ki, Ordovician uyumsal açılımında, Kambriyen Dönem’de yok olan canlılardan boşalan yaşama, ortamlarına da yerleşerek çeşitlenmişlerdir. Ordovisyen’de de oldukça yaygın olan üç loblular, Kambriyen’de yaşayan atalarından oldukça farklı biçimler kazanmışlardır.

Pek çoğu diken ve boğum gibi yapılar geliştirirken, bazıları vücut segmentlerini birleştirmiştir. Farklı ortamlara uyumun sonucu olarak kimisi devasa gözlere sahip olurken, kimisi de gözlerini tamamen kaybetmiştir. Kimisi ise çamur eşeleyici tarzına uygun olarak küreyi andıran burunlar geliştirmiştir. Ökaryotik yaşamın üyeleri, bu dönemde ilk defa karaya ayak basmışlardır. Hayvanların karaya çıktığının en büyük kanıtlarından bir tanesi daha öncelerinde yaşamış oldukları kumsal bölgelerde dolaşırken bırakmış oldukları ayak izleri fosillerdir.

Ordovisyen’in sonlarına yakın Gondwanland’ın güney kutbuna hareketi Ekvator bölgesinden Güney Kutbu’na yönelen sıcak su akıntılarını engellemiştir. Güney Kutbunu daha ılıman bu sıcak su hareketi olmayınca güney kutbunda yüzlerce metre kalınlığında buzlar oluşmuştur.

Sığ denizlerin bu kitlesel yok oluş ile çekilmesiyle birlikte sularda pek çok canlı türü de kalmamıştır. Muhtemelen denizlerde yaşamış ve yok olmamış deniz canlıları da karaya çıkarak karada yaşamayı öğrenmiştir. Bu dönemin en önemli yok oluşları arasında ılıman denizlerde başta resifler olmak üzere pek çok türün yok olması örnek verilebilir.

Bu yok oluştan sadece üç loblular etkilenmemiştir. Yeşil algler, zırh balıkları, mercanlar, dallı bacaklılarda etkilenen canlı türlerindendir. Sonuç olarak Ordovisyen’de dünyanın kimyasal dengesi bozulmuş ve korkunç bir buzul çağı başlamıştır.

Devonyen Yok Oluşu (370 Milyon Yıl Önce)

İlk yok oluştan 75 milyon yıl sonra, günümüzden yaklaşık 370 milyon yıl önce meydana gelen bu yok oluş, Devoniyen Dönemini bitirip Karbonifer Dönemini başlatmıştır. Bu yok oluşun sebeplerinden birisi yine denizeldir. Deniz seviyelerinde bu dönemde sürekli değişiklikler gözlemlenmiştir.

Kara bitkilerin bu dönemde karaların tamamını işgal etmeye başlaması ve atmosferdeki karbondioksitin büyük bir kısmını emmeleri denizel yok oluşu tetiklemiştir. Karbondioksit düzeyinde bu hızlı düşüş küresel soğumaya da sebep olmuştur. Bu yok oluşta o dönemde yaşayan canlıların %50’si (o dönemdeki canlıların %75’i) yok olmuştur.

Devonyen Dönem Nedir?

Paleozoik zamanın dördüncü alt bölümü olarak Devonyen kayaç sisteminin oluşturmuş olduğu zaman dilimidir. Günümüzden 417 milyon yıl önce başlamış ve 354 milyon yıl önce sona ermiştir. Devonyen dönemin başlarında Dünya’da iki tane kıta bulunmaktaydı: Gondwanaland ve Laurussia.

Devonyen Dönem
Kaynak: Pinimg

Gondwanaland güney kutbuna doğru kayarken, büyükçe bir bölümü de Laurussia’yı güneyden sıkıştırmaya başlamıştır. Dönemin sonuna doğru iki kıta birleşerek tek dev kıta Pangea’yı oluşturacaklardı. Her iki kıtanın birbirine çarptığı uzun dönemlerde yeni dağlar oluşmaya başlarken yoğun volkanik etkinlikler de başlamıştır.

Günümüzde yüzeye yakın olarak bulunan maden yatakları, bu dönemde ortaya çıkmıştır. Her iki kıta arasında okyanus tabanında, magmanın yapmış olduğu basınçla yükselmeler oluşmuştur. Bunun sonucunda da deniz seviyelerinde tüm dünyada yükselmeler meydana gelmiştir.

Bu dönemde gezegenimizin yüzde seksen beşi deniz ile kaplıydı. Günümüzün Kuzey Kar Adasında ve Güney Çin’de ilk kez tropik yağmur ormanları oluşmuştur. Amazon bölgesinde ise buzullar oluşmuştur. Bu dönemde dönem boyunca hep ılıman iklim yaşanmıştır. Kıtaların iç kesimleri kurak geçmiştir.

Devonyen’in sıcak ve sığ denizleri, çeşitli ve çok sayıda olan omurgasız grubuna ev sahipliği yapmaktaydı. Mercan, sünger, alg birlikteliği ile kurulan resifler bu dönemde oldukça yaygındır. Bu dönemde denizlerde hem çeşitlilik hem de yaygınlık zirveye ulaşmıştır.

Salyangoz ve midye gibi yumuşak gruplar Silüryen’deki durumlarını korurken, Naotilioit benzeri bir kafadan bacaklıdan kök alan ammonitler ortaya çıkmıştır. Bu dönemden sonra oldukça yaygın olan ammonitlerin geriye bırakmış olduğu kabuklar, günümüz kireç taşı yataklarını oluşturmuştur.

Kambriyen ve Ordovisyen’in baş rol oyuncularından birisi olan üçlü loblular iyice azalmıştır. Yine bu dönemde bazı dev biçimli canlılarda evrimleşme gözlemlenmiştir. Balıklar ve kafadan bacaklılar gibi serbest yüzücü yırtıcıların sayısındaki artışın üç lobluların yok olmasına sebep olduğu savunulmaktadır. Devonyen Dönemin sonunda üç loblu grupların çoğu yok olmuştur.

Bu dönemde balıklarda çeşitlilik görülmeye başlanmıştır. Bu çeşitlilikten dolayı bu döneme Balıkların Çağı da denmektedir. Bu dönemde ilk defa kıkırdaklı balıklar (köpek balıkları ve vatozlar gibi) ortaya çıkmaya başlamıştır. Çeşitliliklerini Karbonifer ve Permiyen’de artırdılar.

Bitkiler bu dönemde büyük bir sıçrayışa geçmiştir. Devonyen Dönemi’nin ilk başlarında bitkiler on – on beş santimetre boylarında idi. Dönemin sonlarına doğru olgunlaşmış gövdeleri, otuz metreyi bulan boylarıyla ilk ağaçların oluşturduğu ormanlar Devonyen kıtalarını birleştirmiştir. Ve ilk tohumlu bitkiler ortaya çıkmıştır.

Bitkilerde görülen bu evrimsel gelişim, her ne kadar Kambriyen’dekiyle çok benzerlik göstermese de Devonian Patlaması olarak değerlendirilmektedir. Devonyen sonlarında da büyük kitlesel yok oluşlar yaşanmıştır. Bu kitlesel yok oluşta en çok denizler zarar görmüştür.

Permiyon Yok Oluşu (250 Milyon Önce)

Üçüncü kitlesel yok oluş olan Permiyon yok oluşu bundan 250 milyon yıl önce yaşanmıştır. Bir ikinci yok oluştan 120 milyon yıl sonra meydana gelmiştir. Bu yok oluş Dünya’daki canlılığın sona erdiği yok oluştur. Ancak her zamanki gibi yaşam yine bir yolunu bulup tutunmaya devam etmiştir. Bu yok oluş sonucunda Dünya’daki o zaman var olan cinslerin %83’ü yok olmuştur.

Bunların içerisinde kara canlıların %96’sı, deniz canlılarının %70’i bulunmaktadır. Bu yok oluş sonucunda kara bitkilerinin çoğunun soyu tükenmiştir. Bu ciddi yok oluşun sebebi Siberya Volkanları’nın patlaması sonucudur. Ama bazı bilim adamları bu dönemde Dünya’ya meteor çarptı da demektedir.

Permiyen Dönem Nedir?

Permiyen Dönem, Paleozoik zamanın altıncı alt bölümü olarak Permian kayaç sistemlerinin oluştuğu jeolojik zaman dilimidir. Günümüzden 292 milyon yıl önce başlayıp 152 milyon yıl önce sona erdiği kabul edilmektedir. Karaların büyük bir döneminde süre gelen kurak iklim, yağmur ormanlarını olumsuz etkilemiştir. Dönemin sonuna doğru yağmur ormanları neredeyse tümüyle ortadan kalkmıştır. Bu dönemde Permiyen omurgalı faunası, yaygın bir çeşitlenme ve gelişme yaşamıştır. Sürüngenlerin yükseldiği bir dönem olmuştur Permiyen Dönem.

Permiyen Dönem
Kaynak: İmgur

Permiyen sonlarında görülen ve tüm türlerin yüzde doksanı ile yüzde doksan beşinin ortadan kalktığı yok oluş, Fenerozoik’in en büyük yok oluşudur. Karasal yaşamın daha az etkilendiği yok oluşta omurgalı, böcek ve bitkilerin dahil olduğu karasal türlerin yüzde yetmişi ortadan kalkmıştır.

Bitkiler bu yok oluştan ciddi bir şekilde etkilenmiştir. Ancak büyük bitki grupları hayvanlar gibi tamamen yok olmamıştır. Bu bitkisel yok oluşa neyin veya nelerin sebep olduğu hala tartışılmaktadır. Pek çok bilim insanı Dünya’ya çarpan göktaşı olduğunu kabul ederken, deniz canlılarının yüzde doksanı ortadan kalkarken kara sürüngenlerin üçte ikisinin kurtulması başka nedenlerin olabileceğini göstermektedir.

Triyas-Jura Yok Oluşu (205 Milyon Önce)

Dördüncü kitlesel yok oluş olan Triyas-Jura yok oluşu, bundan 205 milyon yıl önce, bir önceki yok oluştan 50 milyon yıl sonra gerçekleşmiştir. Bu yok oluş Geç Triyasik Dönem’de başlamıştır ve Jurasik Dönemi başlatmıştır. Bu yok oluşta canlı ailelerinin %20’si, cinslerin %48’i, tüm türlerin ise %65’i yok olmuştur. Bu yok oluşta diğerlerine nazaran, tek bir seferde canlı yok oluşu değil, uzun süreli ve birkaç yok oluşun birleşmesi olan bir kitlesel yok oluş görülmektedir.

Genel sebep Orta Atlantik Magmatik bölgesinin harekete geçmesidir. Bu volkanik patlamalar sırasında 2 milyon kilometre küplük lav yüzeye çıkmıştır ve 2 kuadrilyon (10 üzeri 15) kilogram sülfür havaya salınmıştır.

Bu sülfür, güneş ışınlarını kapatmış ve bunun sonucunda küresel ısınma meydana gelmiştir.

Trias-Jura Dönemi Nedir?

Trias Devri, Mezozoik zamanın birinci alt bölümü olan jeolojik zaman dilimidir. Günümüzden 251 milyon yıl önce başlayıp 205 milyon yıl önce bittiği kabul edilmektedir. Devrin sonlarına doğru, Paleozoik zamanın sonlarında oluşan kıta Pangea, parçalanmaya başlamıştır. Kuzey Amerika ve Kuzey Avrupa, Pangea’dan kopmuştur. Pangea’nın varlığını sürdürdüğü dönemler boyunca yaşanan kurak ve karasal iklim, kıtanın iç kesimlerinde yerini çöl iklimine bırakmıştır.

Trias’da deniz yaşamı, bugünkü görünümünü almıştır. Oluşan en önemli fark dev deniz süngerlerinin hakim yırtıcı türlerini oluşturmasıdır. Su kaplumbağaları ve timsahlar bu devirde ortaya çıkmıştır. Günümüz mercanları ilk kez Tetis Denizi’nde ortaya çıkmıştır. Tetis, mercan resiflerinin yoğun olduğu tropik bir denize dönüşmüştür.

Pangea kurak kesimlerinde, sporlu bitkilerin yanı sıra açık tohumlularda yaygınlaşma meydana gelmiştir. (Özellikle de kozalaklarda) İlk memeliler Trias sonlarında ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan ilk memeliler oldukça küçüktürler. Yine aynı şekilde dinozorların ilk türleri de bu devre aittir.

Trias’ın sonunda nedeni pek anlaşılamayan bir kitlesel yok oluş meydan geldi. Hayvan türlerinin yüzde otuz beşi, deniz canlılığının ise yüzde ellisi yok olmuştur. Ayrıca ilk dinozor türlerinin de büyük bir kısmı yok olmuştur.

Jura Dönemi ise, Mezozoik zamanın Trias’tan sonra gelen dönemiydi. Yani ikinci dönemdi. Jura iklimi Trias’a göre daha yumuşak, iklimler arası farklılıklar belirsizdi. Yağış miktarı artmış, sıcaklıklar düşmüştü. Artan nem miktarıyla birlikte, bitki yaşamı daha da güçlenmiştir. Dönemin büyük bir bölümünde kutuplarda buzul yok olmuştur ve bunun sonucu olarak da tıpkı diğer dönemlerde de olduğu gibi deniz seviyesinde yükselmeler meydana gelmiştir. Yükselen denizler, kıtaların bir bölümünün üzerini örtmüştür.

Trias sonunda gerçekleşen küçük bir yok oluş, Jura’da dinozorların yayılmasına fırsat vermiştir. Dinozorlar çeşitlenip gelişmiştir. Dev boyutlara ulaşmıştır. Jura’nın başında Diplodocus ve Apatosaurus gibi devasa sauropod dinozorlar çeşitlenmiştir.

Allosaurus ve Compsognathus gibi etçil terapodlar da sayıca bollaşmıştır. Kuş benzeri dinozorlar sayıca yaygınlaşırken, Archaeopteryx gibi dinozor benzeri ilkel kuşlar dönemin sonunda ortaya çıkmıştır.

Dinozorlar karada hüküm sürerken bilinen en büyük uçan omurgalılar olarak da bilinen teruzorlar gökyüzünde yaygınlaşmaya başlamıştır. İhtiyosorlar, plesiosorlar, dev deniz timsahları gibi canlılarda denizlerde sürüngen hanedanlığının temsilcileri olarak besin zincirinin en üstünde yerlerini almıştır.

Jura’da sürüngenlerin ezici üstünlüğü olsa da ilkel memeliler bu dönemde çeşitlenmeye ve gelişmeye devam etmişlerdir. İlk çiçekli bitkilerin de Jura’nın sonlarına doğru evrimleştiği düşünülmektedir.

K-T Yok Oluşu (65 Milyon Yıl Önce)

Beşinci ve çoğu kaynaklara göre son kitlesel yok oluş bunların en meşhuru olan 65 milyon yıl önce yaşanmış olan K-T yok oluşudur. Bu yok oluş günümüzden 65 milyon önce, bir önceki yok oluştan 140 milyon yıl sonra meydana gelmiştir. Bu yok oluş Kretase Dönemi’ni bitirip Tersiyer Dönemi’ni başlatmıştır. Bu kitlesel yok oluş aynı zamanda dinozorların çağını bitiren bir kitlesel yok oluştur. Sadece küçük bir kol olarak gözüken kuşlar, dinozorların bu büyük yok oluşunda hayatta kalabilen tek canlılardır.

K-T Yok Oluşu
Kaynak: BilimVeGelecek

Bu yok oluşun en büyük sebeplerinden bir tanesi yaklaşık 10 kilometre çapa sahip olan bolid tipi bir meteor’dur. Bu meteor Dünya’ya çarpmıştır. Günümüz Meksika Yucatan Yarımadası sınırlarında yer alan bu meteor çarptığı yere 180 kilometrelik bir krater açmıştır. Bu sayede meteorun düştüğü bölgede bol miktarda iridyum elementi oluşmuştur.

Kretase Dönemi Nedir?

Mezozoik zamanın üç alt bölümünden sonuncusudur. Günümüzden 142 milyon yıl önce başlayıp 65 milyon yıl önce sona ermiştir. Tebeşir Dönemi olarak da bilinmektedir. Bunun sebebi ise bu dönemde tarihlenen kayaçlarda bolca tebeşir bulunmasıdır.

Kıtaların kayma ve parçalanma süreci bu dönemde de devam etmiştir. Antartika ve Avustralya (Okyanusya) dönem sonunda birbirinden ayrılmıştır. Hindistan ve Madagaskar, kuzey doğu yönünde ilerlemeye devam etmiştir. İtalya ve Yunanistan, Avrupa kıtasına yaklaşmıştır. Avrasya bir bütün halinde kalmaya devam etmiştir. Ayrılmış olan Kuzey Amerika, dönem sonlarında Batı Avrupa ile çarpışmıştır. Dönemin sonlarına doğru Güney Amerika da Afrika’dan ayrılmıştır.

Kretase’de de Jura’da olduğu gibi ılıman ve yağışlı bir iklim yaygındı. Mevsimsel farklılıklar belirgin değildi. Kutuplarda buzullar yoktu ve deniz seviyesi oldukça yüksekti. Ilıman iklim denizlerde özellikle plankton yaşamının büyük ölçüde yaygınlaşmasına yol açmıştır.

Planktonlarla beslenen deniz canlıları açısından son derece uygun olan bu ortamda, sığ ve ılıman denizlerde resifler hızla yaygınlaştı. Resiflerin yaygınlaşması ile birlikte pek çok canlı türü de gelişmeye başladı. Ahtapot, yengeç, ıstakoz gibi deniz canlıları oluşmaya başladı. Canlılar bu dönemde iri cüsseye sahip olmaya başladı.

Bir önceki dönem olan Jura döneminin baskın florası, Kretase’nin sonlarına kadar baskın olmaya devam etti. Kretase’nin başlarında ortaya çıkmaya başlayan ve sonlarına doğru baskın bitki türü olan çiçekli bitkiler, bu dönemin evrimsel çizgisine damga vurmuştur. Bu dönemde oluşmaya başlayan meşe manolya, akağaç, ceviz, huş, dişbudak gibi ağaç ve bitki türleri günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Günümüz florası’nın %90 – %95’i bu dönemde oluşmaya başlamıştır.

Çiçekli bitkilerde üreme başlamış ve bu üremeden bazı böcekler yararlanmaya başlamıştır. Jura döneminden gelen dinozorların yanı sıra yeni türler bu dönemde ortaya çıkmaya başlamıştır. Kretase dönemi dinozorların altın çağı olmuştur. Fakat Kretase’nin son döneminde Dünya’ya bir göktaşı çarpmış ve tüm yaşamın %70 ile %80’i yok olmuştur.

Bu yok oluştan en fazla dinozorlar etkilenmiştir. Dinozorlar haricinde sürüngenler de bu yok oluştan etkilenmiştir.

Sonuç

Dünyadaki yaşam öyle bir anda oluşmamıştır. Her seferinde yeniden oluşan yaşam, büyük kitlesel yok oluşlar sayesinde yok olmaya yüz tutmuş lakin her seferinde tutunmayı başarmıştır. Bu kitlesel yok oluşlar arasında belki de bizi en çok dinozorların yok olması etkilemiştir. Bakalım ilerleyen zamanlarda Dünyamız nasıl bir yer olacak? Ve en önemlisi Dünyadaki yaşam ne zaman sona erecek, nasıl sona erecek? Bizim de sonumuz dinozorlar gibi mi olacak yoksa başka türlü mü?

Kaynakça

Hakan Topaloğlu, Dünya’nın Gördüğü 5 Kitlesel Yok Oluş: Dinozorlar Nasıl Yok Oldu?, 02.03.2013, Alınma Tarihi: 11.04.2020, Alınma Yeri: Evrim ağacı

Elçin Ekşi, Evrim Sürecinde Yaşanan Kitlesel Yok Oluşlar, Bilim ve Gelecek 124. Sayı, İstanbul, 2014, Alınma Tarihi: 11.04.2020 Alınma Yeri: Bilim ve Gelecek

Kerem Duranoğlu, Kaybolmuş Canlılar, 2017, Alınma Tarihi: 11.04.2020, Alınma Yeri: Kerem Duranoğlu Blog

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir