Mağaradakiler Şimdi Uzayda: İnsanın Tanrı ile Tanışması

İnsan doğduğu günden itibaren içerisinde barındığı toplumun örf adet ve törelerini sahiplenir. İnsan doğduğu coğrafyada hangi din mensupsa ilk olarak o dinin emirlerini uygulamış o dinin emrettiği şekilde yaşamaya başlamıştır. Bu yeni doğan bir bireye ailesi tarafından empoze edilmiştir. Peki insan ne zaman Tanrıya inanmaya başladı. Neden Tanrıya inanma ihtiyacı duydu?

Tanrı Nasıl Ortaya Çıktı?

Daha önceki makalemizde insanın evriminden bahsetmiştik. Orada insanın insansıların evrimleşerek günümüz insanının dünyaya geldiğini söylemiştik. İnsansıların evrim geçirmesi ile oluşan insan sebebi bilinmeksizin bir tanrıya tapınma ihtiyacı duymuştur.

Çok sık kullanılan bir teoriye göre insan mağaradan ayrıldıktan sonra karşılaştığı bir doğa olayını kendinden üstün görmüş ve onu tanrı olarak kabul etmiştir. Üstelik bununla da yetinmeyip zaman içerisinde tanrıya veya tanrılara tapınmaya başlamıştır.

Tanrı fikri, insanın soyutlama yeteneğinde, kültürel ve sanatsal etkinliğinde bir zirvedir. Her yeni tanrı kavramı, insanoğlunun spekülatif düşüncesinin doruğudur. Tanrının keşfedilmesi tıpkı Kopernik’in evren tasarımı kadar radikal ve devrimseldir.

Tanrı’nın keşfedilmesi tıpkı Kopernik’in evren tasarımı gibi radikal ve devrimseldir.
Kaynak: MakaleCafe

Aslında tanrının keşfi insanoğlunun düşsel açıdan kendisini aşmasıdır. İlk başta da dediğimiz gibi insan kendinden daha güçlü bir varlık oluşturmuş ve o varlığa tanrı adını vermiştir.

Birçok saygın bilim insanına göre insanın kanında yer alan tanrı fikri, zavallı ve çaresiz insanları teselli etmek amaçlı değildir. Bu fikir toplumu bir düzene sokmak, ahlaksal normlar ile düzenlemek, insanın ideal kimliğe sahip olmasını sağlamak, insanın yeteneğini ve yaratıcılığını geliştirmek için var olmaktadır.

Bu düşünce tekerleğin icadından daha önemlidir. Çünkü insanlaşan insanoğlu kendi tanrısını yaratarak bir bakıma ne olması gerektiğine kendisi karar vermiştir.

Tanrı fikri, insanın varmak istediği menzilin de ufuk ötesidir. Çok küçük ve çok basit bir örnek ile anlatmak gerekirse insan tanrı fikrini ortaya atmış olmasaydı eğer insan ile %98 DNA benzerliği olan maymunlar ile insanlar cinsel ilişki yaşayabilecekti.

Bilindiği üzere insan zaman içerisinde evrimleşerek günümüz halini almıştır. Eğer insanın oluşması bir tesadüf sonucu olsaydı ve tanrı fikrine sahip olmasaydı, kesinlikle yeni bir tanrı benzeri fikir ortaya atılacaktı. Tanrı imgesi, insan için arzulanan ideal örnek bir varlıktır. Birçok inanışa göre tanrı eşsizdir. Onun herhangi bir benzeri yoktur.

Tanrının eşsiz olma imgesi düşünsel fikirlerimizi alternatifsiz bir hale getirmektedir. Nitekim her kavmin yani her uygar topluluğun kendine has bir tanrı imgesi yaratması boşuna değildir.

Tanrıyı Keşfetmeden Uygar Olunmaz

Günümüze kadar birçok tanrı var olmuş ve birçok tanrı insan hafızasında yer almıştır. Bugüne kadar ismini duymuş olduğumuz tanrılar bizlere çok küçük bir ayrıntıdan bahsetmektedir. O da tanrıyı keşfetmeden uygarlaşan bir insan türüne rastlanılmamış olmasıdır.

Toplumlara, çekirdek aile gruplarına, devletsiz (devleti olmayan) kavimlere bugüne kadar sıkça rastlanılmıştır. Lakin antropologların yapmış olduğu araştırmalara göre geçmişten günümüze kadar yaşamış olan bütün kavimlerin hep tanrısı olmuştur. Bu tanrılar kimi zaman ortak kimi zaman da kendilerine has olmuştur.

Sanıyoruz ki bu tanrılaşma fikri yani herhangi bir tanrıya inanma fikri hiçbir zaman değişmeyecektir.

İnsan İlk Dinini Oluşturdu

Dünya tarihi boyunca birçok dini görüşe insan inanmıştır. Her ne kadar ilk dinin hangisi olduğunu net bir şekilde belirlemek mümkün olmasa da araştırmalara göre dünyada ilk dini anlamda birleşme milattan önce 2300 yılında günümüz Hindistan topraklarında Hinduizm adında olmuştur. Hinduizm’in bugünkü en önemli mirası Hindistan’da yer alan Vishwanatha Hindu (Khajuraho’da) tapınağıdır. UNESCO bu mirası sahiplenmiştir.

İnsanoğlunun ilk dini Hinduizm’dir.
Kaynak: KısabiBilgi

Bir dini birleşmeyi ya da bir dini olarak nitelendirilebilecek bir akımı tanımlarken maneviyat üzerine kurulu olup olmadığına göz atmak gerekmektedir. Din aynı zamanda birçok farklı alanla da etkileşime geçebilir. Müzik, sanat, dans bunlardan sadece birkaçıdır.

Dünya üzerinde 10 binden fazla din mevcuttur. Ve bu dinlerin arasında en popülerleri yani en çok inananı olanları Hristiyanlık, Hinduizm, İslam (ya da İslamiyet) ve Budizm’dir. Bu sayılan dinler arasında en eski kökenlere dayananı şüphesiz Hinduizm’dir.

Peki Nedir Bu Hinduizm?

Dinin kurucusu hakkında pek bilgi bilinmemektedir. Özellikle Hindistan, Nepal ve Bangladeş civarında yaygın olan bu dinin 900 milyon inananı mevcuttur. Kökeni adından da anlaşılabileceği gibi Hindistan’dır. Bu dine mensup insanlara Hindu denilmektedir.

Bilinen en eski kutsal kitapları ya da kutsal yazıları Kutsal Vedalar’dır. Hinduizm; reenkarnasyon, mokşa, karma, puja, maya, Nirvana, dharma, vedanta, yoga, ayurveda, yuğa, bhakti gibi günümüzde oldukça yaygın olan inançlar ve uygulamaların temelini oluşturmaktadır.

Upanişad, Vedalar, Brahmana, Bhagavat Gita, Ramayana, Mahabharata, Puranalar, Aranyaka, Shikshapatri, Vachnamrut gibi metinler de Hinduizm tarafından bizlere kazandırılmış metinlerden sadece birkaçıdır.

Hinduizm mistik dinler arasında yer almaktadır. Hinduizm’e göre herkes, yaşam ve ölümün birbirini takip ettiğine yani reenkarnasyona inanmaktadır. Hindular birçok dini akımda da olduğu gibi birlikte dua ederler, birlikte kutlama yaparlar. Hinduizm’de en önemli ilke dharmadır. Dharma, insanların sosyal ve dini konumlarının gereği davranış biçimlerinin dini uygulama tarzlarına kadar uzanan prensipler bütününü işaret eden bir kavramdır.

En üstte bulunan Realite’ye tapmaktadır ve bütün insanların gerçeği fark edeceğini belirtmektedir. Hinduizm’in çoğu mezhebinde ebedi cehennem ve lanetlenme yoktur. Sadece milattan sonra 1300 yıllarında Madhva’nın kurmuş olduğu Vaishnavism’in Dvaita inanışına göre ebedi lanetlenme vardır.

Hinduizm genel olarak 7 inancı kabul etmektedir. Bunlar:

Vedalar, tek tanrı, evrenin sonsuzluğu, bütün canlıların kendi kaderlerini kendilerinin yarattığı, reenkarnasyon, bütün canlıların sevgi ve saygıyı hakkettiği ve son olarak tanrıya ulaşmada tek bir dinin geçerli olmadığını Tanrıya ulaşmak için çeşitli yolların olduğudur.

Hinduizm kişinin başına gelen iyilik ya da kötülükleri Tanrı ile ilişkilendirmez. Hinduizm’e göre Tanrı felakete sebep olmaz. Yapılan her iyilik, kötülük, felaket insan tarafından yapılmıştır, Tanrı suçlanamaz.

(Hinduizm hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.)

Orta Doğuda Büyük Akım: İbrahimi Dinler

İbrahimi dinler tek tanrılı dinler olmakla beraber İbrahim adındaki peygamberin soyundan gelen peygamberlere nispeten Orta Doğu’da ortaya çıkan ve hızlı bir şekilde yayılan dinlere verilen ortak addır.

İbrahimi dinler genel olarak üçe ayrılmaktadır. Bunlar tarih sıralamasına göre: Musevilik (Yahudilik), Hristiyanlık ve İslamiyet’tir. Ama bazı kimseler Bahailik dinini de İbrahimi dinler kategorisine sokmaktadır.

İbrahimi dinler Tanrı’nın zat ve sıfatlarından yola çıkarak onun tek olduğunu, ondan başka yaratıcı olmadığını, ondan başkasına ibadet edilmemesi gerektiğini savunmaktadır. İbrahimi dinlere göre Tanrı insanları bilgilendirmek ve kendi dinine davet etmek için peygamberler görevlendirmiş ve bu peygamberlerle vahiy adı verilen bir iletişim yöntemiyle iletişime geçmiştir.

İbrahimi dinlerde Tanrı tarafından görevlendirilmiş olan görevliler (peygamberler) çeşitli mucizeler gösterme yetisine sahiptir. (Musa’nın denizi ikiye bölmesi gibi) Bu yetiler peygamberlere Tanrı tarafından verilmiştir.

İbrahimi Dinlerden Musevilik (en sağdaki), İslamiyet (ortadaki) ve Hristiyanlık (en soldaki)
Kaynak: GünlükBakış

Bu peygamberlere Samuel, David (Musevilikte Kral David, Hristiyanlıkta David, İslamiyet’te Davud, Bahailikte de David), Yusuf (Musevilikte Joseph, Hristiyanlıkta Joseph, İslamiyet’te ve Bahailikte Yusuf), Muhammed, İsa, Lut, Aaron ya da daha çok bilinen adıyla Harun örnek verilebilir.

İbrahimi dinlerin sonuncusu olarak kabul edilen İslamiyet’e göre 28.000 ile 128.000 arasında peygamber görevlendirilmiştir. Ama bunların sadece 25 tanesi İslamiyet’in kutsal kitabı olarak kabul edilen Kuranda geçmektedir.

Her ne kadar aynı atadan gelmiş bir din topluluğu olarak kabul edilseler de birbirleri ile sürekli çatışma halinde olmakla beraber sürekli kendilerinin tek din olduğunu öne sürmektedirler. Örneğin İslamiyet’e göre tek din İslamiyet, Museviliğe göre tek din Museviliktir. Birbirleri arasındaki çatışmaya ise şunlar örnek olarak verilebilir.

Örneğin İsa Hristiyanlıkta ve İslamiyet’te peygamber ya da mesih (kutsanmış kişi, bazı kişiler tarafından kurtarıcı olarak beklenen kişi) olarak kabul edilirken Musevilik (Yahudilik) İsa’yı peygamber veya mesih olarak kabul etmez. Yine aynı şekilde Muhammed İslamiyet’te peygamber (ki son peygamber olduğu söylenmektedir) olarak kabul edilirken Musevilik veya Hristiyanlıkta Muhammed peygamber olarak kabul edilmez.

İbrahimi dinleri diğer bütün dinlerden ayıran en önemli özellik bütün insanların Adem (ki İbrahimi dinlere göre Adem ilk insandır) adı verilen bir peygamberin soyundan gelmiş olduğudur.

Sonradan Ortaya Çıkan İbrahimi Dinler

Elbette İbrahimi dinler Musevilik, Hristiyanlık, İslamiyet ile sınırlı değildir. (Çoğu zaman Bahailik de İbrahimi din kabul edilir.) Bu üç din haricinde Samirizm, Ezidilik, Dürzilik, Sabiilik, Rastafaryanizm de İbrahimi dinler kategorisine girmektedir.

Tanrı Fikrine Nasıl Ulaşabiliriz?

İbrahimi dinlerden birisi olan İslamiyet’in yaygın olduğu bir coğrafyada döneminin en önemli bilginlerinden birisi olarak kabul edilen İbn Tufeyl, tanrı fikrine ulaşmak için herhangi bir peygambere veya mesihe ihtiyaç duyulmayacağını insanın kendi aklı ile tanrıya ulaşabileceğini savunmuş ve bu savunmasını açık bir şekilde belirtmiştir.

İbn Tufeyl (kendisi hekimdir) yazmış olduğu birçok kitabında tanrıya insanın kendi aklını kullanarak ve herhangi bir peygambere ihtiyaç duymayacağını belirtmiştir. Bir kitabında bu konu hakkında şu görüşlerini belirtmiştir.

Cisim olmayan; ne cisme bitişik, ne cisimden ayrı, ne cismin içinde, ne cismin dışında olan bir failin varlığının zorunluluğu, zihninde kesinlik kazandı, kökleşti. Çünkü bitişiklik, ayrılık, bir şeyin içinde ya da dışında oluş hal, hep cisimlere özgü özelliklerdendir. Söz konusu fail ise bütün bu cismani özelliklerden münezzehtir.

Görüldüğü gibi tanrı aslında peygamberlere ihtiyaç duymayan bir varlıktır. Lakin birçok ibrahimi dinde hep tanrıya peygamberler aracılığıyla ulaşılabileceği söylenmiştir. Elbette bu söyleyişler birçok düşünürün ters görüşler benimsemesine sebep olmuştur.

Birçok düşünür din ve tanrı ile ters orantılı akımlar başlatmış veya bu akımları savunmuşlardır. Bu akımların arasında en ünlüsü Ateizm’dir.

Ateizm Nedir?

Ateizm, tüm tanrılara ve ruhsal bütün varlıklara inanmayan ve onların varlığını kabul etmeyen bir felsefi akım olarak açıklanmaktadır. Bu akımı savunanlara Ateist adı verilmektedir. Ateizmin tarihçesine bakmak gerekirse ilk ateizm kelimesini ortaya atanların Yunan düşünürler olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Bu da demek olabilir ki ateizm ilk defa günümüz Yunanistan, Türkiye, Bulgaristan gibi ülkelerin topraklarında çıkmıştır.

Ateizm
Kaynak: Aleteia

Nitekim dönemin Yunan devleti yukarıda adı verilen günümüz devletlerinin topraklarına hakim olmuştur. Anaksogoras (Urla-İzmir’in ilçesinde doğmuştur), Demokritus, Epikuros, Anaksimandros (Karya-Muğla da doğmuştur) ateizmi savunan en ünlü Yunan filozoflarındandır. Bu filozoflar haricinde Diagoras, Prodikos, Protagoras, Teodorus, Straton, Lukretyus, İbnü’r Ravendi, Ebu’l ala el Marri, Jean Meslier, Jacques Andre Naigeon (Atatürk’ün etkilendiği isimlerden birisidir), Baron d’Holbach, Kazimierz Lyszczynski de ateizmi savunan ünlü filozoflardandır.

Ateizm kendi arasında negatif ve pozitif ateizm, pratik ateizm, teorik ateizm ve ilgisiz ateizm olmak üzere dörde ayrılmaktadır. (Ateizm başka bir makalenin konusu olduğu için burada kısa anlatılmıştır.)

Tanrı Kimin Umrunda

Bazı düşünürler ve bazı kimseler tanrıya inanma ihtiyacı duyarken bazıları bunun anlamsız olduğunu savunmuşlardır. Lakin bunlar dışında bir grup vardır ki onlar tanrıyı hiç umursamaz. Onlara apateist denilmektedir. Apateizm; apati ve ve teizm/ateizm kelimelerinin birleşimi sonucunda oluşmuş tanrı umursamazlık, tanrıya ilgisiz gibi isimlerle adlandırılmış, herhangi bir deite(Tanrı)’ye olan inanca ve inançsızlığa karşı ilgisizliktir.

Apateizm
Kaynak: GeoTimes

Apateizm’i savunan kimseler ne tanrının varlığına ne de tanrının reddine ilgi duyarlar. Onlara göre tanrının var olup olmadığını sorgulamak anlamsız bir uğraş ve anlamsız bir sorudur.

Görüldüğü üzere Tanrı insan var olduğundan beri insanın düşüncelerini karıştırmaktadır. Birçok kimse Tanrıya inanırken bir o kadar çok insan da Tanrıya inanmayı bırakın tanrı sözcüğünü bile ağzına almaz. Bugün Tanrı’nın insan tarafından mı yoksa insanın tanrı tarafından mı yaratıldığı sorusuna cevap aramaya çalıştık.

Sizce Tanrı mı insanı yarattı yoksa insan mı tanrıyı yarattı?

Kaynakça

Richard Dawkins, Tanrı Yanılgısı, Kuzey Yayınları, s.51-202

Friedrich Nietzsche, Deccal: Hristiyanlığa Lanet, Say Yayınları, s.93-94

Ömer Hayyam, Rubailer, Neden Kitap, s.13, s.20, s.41, s.43, s.89, s.126